Küçücük bir dükkânın önüne geldiğimizde, burasının bir eczane olduğunu zorda olsa anlıyoruz.
Eczacı
olduğumu içerdekilere ifade ettikten sonra, müsaade alıp içeriye bir
bakıyorum “Aman Yarabbi; burası eczane mi?” diye kendime soruyorum.
Raflar tam manasıyla toz toprak içerisinde, adet olarak satılan ilaçlar, paslı teneke kutular içerisinde satılıyor.
Bizdeki sağlık sistemini düşünüp, cumhuriyeti kuranlara rahmet okuyorum.
Hindistan’da
kast sistemi mevcut, en statülü tabaka “Brahmanlar” denilen din
adamları rahipler, ikinci olarak kralların, savaşçıların, büyük tüccar
ve toprak sahiplerinin olduğu tabaka, üçüncü basamakta orta halli tüccar
zanaatkârlar, dördüncü basamakta ise köylüler yer almaktadır.
Bunların
dışında en alt tabakada ise “Parya” denilen ve varlığından diğerlerinin
rahatsızlık duyduğu, değer verilmeyen bir kesim bulunmaktadır.
Paryanın eli üstteki basamaktan birinin eline değmişse, bu kirliliği çıkarmak Ganj Nehri’nde yıkanmakla ancak geçebiliyormuş.
Kast
sistemi, reenkarnasyona inanan bir din anlayışı ve yaygın olarak
kullanılan keyif vericiler, Hindistan’ın sefalet ve yoksulluğunun
sebeplerini rahatlıkla izah ediyor.
Açlık ve yokluk içerisinde
bir hayat süren insanların, ikinci yaşamında bir üst basamakta dünyaya
gelme inançları, teslimiyetçi bir anlayışı beraberinde getirdiğine şüphe
yok.
Yanımıza yaklaşan “tak tuk” denilen üç tekerlekli aracın
sürücüsüyle on beş dakikalık bir gezinti yapıp, tekrar otelimize
dönüyoruz.
Otel oldukça temiz ve bakımlı, odalardaki komodinlere kutsal metinlerin bulunduğu bir kitap bırakılmış.
Dışarıda satılan yiyeceklerden alınmadığı müddetçe, otelde verilen yemeklerde bir sorun yaşamıyoruz.
Sebze meyve ağırlıklı menüleri bir hayli güzel, yöresel yemekler oldukça lezzetli, özellikle çorbalarına diyecek yok.
Otelin
kapısında gelip gidene kapı açan palabıyıklı, mahalli kıyafetli görevli
ile muhabbet edip birlikte bir fotoğraf çektiriyoruz.
Hintli görevlinin hislenip gözyaşlarına boğulması bizleri de ziyadesiyle duygulandırıyor, sarılıp ayrılıyoruz.
Sabah
otelden ayrılırken bu görevlinin sıcak ve dostça tavırları ile
vedalaşıp, aracımıza binip Jaipur’daki diğer görülecek yerlere doğru
yola koyuluyoruz.
Şehirdeki manzara anlatılacak gibi değil.
Fukaralık, pislik, yoksulluk gibi kelimelerin bile ifade edemeyeceği görüntülerle adeta şok yaşıyoruz.
Ayakta
ve oturarak tuvalet ihtiyacını giderenler, kaldırımlarda ve arsalarda
su birikintilerinde veya bir musluğun altında banyo yapanlar, çöp
deryasına dönmüş cadde ve sokaklar ve bu çöpler üzerinde beslenmeye
çalışan domuzlar, inekler ve köpekler, kaldırımlardaki seyyar berberler,
seyyar lokantalar, çay ocakları, anlatılacak gibi değil.
Şehir içerisinde yuvarlak olarak yapılmış tezek yığınları da cabası.
Kenar
ve köşelerde, kaldırımlarda bir bezin altını ev yapmış, yarı çıplak
vaziyetteki garibanların yaşam mücadeleleri bir trajediyi sergiliyor.
Yiyecek
ve içeceklerin açık satıldığı yerler adeta mikrop yuvası, bu şartlar
altında insanların hastalanmadan yaşamaları mümkün mü? diye kendimize
soruyoruz.
Hayvanlarla iç içe bir yaşam tarzı geliştirmişler, kimse kimsenin yaşam alanına müdahale etmiyor.
Cadde
ve sokaklarda sürüler halinde gezen ineklerin yanı sıra, her an her
yerde önünüze çıkabilen maymunlar veya domuz sürüleri ile köpekler
kimseyi rahatsız etmiyor.
İnançlarına göre bunları kutsal olarak görüyorlar, bu yüzden hayvanları öldürmüyorlar ve et yemiyorlar.
Hatta
bazı Hindular nefes alırken ağızlarına sinek gibi bir canlı girer, ona
zarar veririz düşüncesiyle ağızlarına maske takıp dolaşıyorlarmış.
Hindular kedileri uğursuz saydıklarından dolayı, etrafta az miktarda kedi görünüyor.
Hindistan’da insanlar güne erken başlıyorlar, bu münasebetle sabah erken saatlerde cadde ve sokaklar oldukça hareketli oluyor.
Dünyanın
ikinci büyük nüfusuna sahip Hindistan’da halkın % 70’i Hindu, %20’si
Müslüman, % 2,5’u Sih ve geri kalanı da diğer dinlere mensup.
Hindistan’da
13.000 nüfuslu Türk köylerinin olduğu ve 6.000 ortak kelimenin
bulunduğunu da buradaki gözlemlerimizden öğreniyoruz.
Nüfusa
oranla bakıldığında, Hindistan’da 200 milyonluk bir Müslüman nüfusun
varlığı, Endonezya’dan sonra dünyada Müslüman nüfusun en çok olduğu
ikinci ülkenin Hindistan olduğunu göstermektedir.
DEVEM EDECEK...