CHP’ye yönelik onlarca eleştiri içerisinde, bana göre en çarpıcı olanı şudur: CHP, otuz yılı aşkın süredir tek başına iktidar olmayı başaramadı ama en fazla kurultay toplayan parti rekoru kırdı!
En fazla kurultay toplayan parti olmak, politik açıdan belki sakıncalı bir durum değil; hatta o kurultaylarda insanların görüşlerini özgürce dile getirmeleri, partinin tabana yayılmasında etkili de olabilir. Fakat aynı politikada bir de “istikrar” diye evrensel bir gerçek var.
Bir parti düşünün ki, otuz yıldan beri iktidara gelmek yerine, kurultay salonlarına gidiyor.
Nihayet dün de o kurultaylardan biri tekrarlandı.
Eski CHP’nin, yeni CHP’yi tavsiye etmeyi hedeflediği ama hüsrana uğradığı bir kurultay…
Veya Kemal Kılıçdaroğlu’nun, genel başkanlığının büsbütün perçinlendiği bir süreç…
CHP’nin artık şapkasını önüne koyup düşünmesi gereken bir dönemdeyiz: Nerede yanlış yapıyoruz ki, bu millet çeyrek asrı aşan zamandır bize iktidarı layık görmüyor?
(Eğer CHP’nin iktidar olmak gibi bir isteği varsa)
Ortada AK Parti gerçeği mevcut.
Hani politikada istikrar ve istikamet önemlidir deniliyor ya…
Alın size bir örnek: Recep Akdağ, AK Parti’nin iktidara geldiği ilk günden beri kesintisiz sağlık bakanı…
Muhalif ve muvaffık herkesin üzerinde ittifak ettiği gerçek şudur ki: Recep Akdağ, on yıla yaklaşan bu bakanlık süresinde son derece başarılı oldu.
İlmi tespite göre, bu başarının başlıca sebebi, istikrardır.
CHP’li dostlar alınmasın lakin CHP’nin en büyük sorunu budur. Yani istikrarsız oluşudur.
Madem iktidar olamıyoruz, kurultay toplayalım!
Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’ye bir ivme kazandırdı ve artık rutine binmiş olan klasik CHP’yi sokakla buluşturmaya çalıştı; doğru…
Bu çaba, Erzurum gibi silme sağ seçmenin olduğu bir şehirde dahi kendisini hissettirdi.
Fakat ne çıkar…
CHP’nin içindeki statüko zaptiyeleri, müthiş bir pres uyguluyorlar.
CHP, bir avuç eski tüfek solcunun fikri mastürbasyon yaptığı bir parti olarak kalsın ve sadece metropollere hitap etsin.
Yani sol bir partinin olması gereken yerlerde olmasın. Baraj altında da kalmasın; bu bize yeter!
Kılıçdaroğlu pek çok noksanına rağmen, bu anlayışa savaş açmış bir isimdir.
Dün televizyondan CHP kurultayını izlerken, tribünlerdeki coşku ve iktidar olma özlemini gördüm.
CHP, bu ülkenin siyasi tarihiyle özdeşleşmiş bir partidir. Başında kim olursa olsun, çok partili sistemimizde CHP hep olacaktır. Öyle ki CHP, iktidara alternatif olan bir partidir aynı zamanda…
Yerel noktadan bakınca…
Bugünün Erzurum’un da CHP yok!
Ankara’daki parti baronlarına soracak olursanız, bu durumun sorumlusu Erzurum halkıdır. Çünkü onlara göre Erzurum halkı, cemaat ve tarikat taassubuna tutulmuş, özgün iradesi olmayan bir yapıya sahip.
Hayır…
Durum tam da böyle değil.
Tamam…
Erzurum seçmeni neredeyse kırk yıldan beri sağın kanatları arasında dolaşıp duruyor.
Tamam…
Erzurum’da keskin bir muhafazakar siyasi yapı hakim…
Kabul…
Ama unutmayalım ki aynı Erzurum, kırk yıl önce CHP adına vekil de çıkarmış, senatör de… Ve bu şehir, bugün bile rahmetle andığı Orhan Şerifsoy’u CHP’den belediye başkanı seçmiş.
Demek ki, sorun halkta değil, bizzat CHP’nin kendisindedir.
Yanılıyor da olabilirim ama gördüğüm şudur:
CHP ile halk arasında, (en azından muhafazakar kesim için) doku uyuşmazlığı sorunu var.
Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin başına geçene kadar, neredeyse CHP Erzurum’u ajandasından çıkarmıştı.
Ne gelen giden olurdu, ne de “Ey Erzurumlular siz ne istiyorsunuz?” diye soran…
Kemal Kılıçdaroğlu, sonucun akim kalacağını bile bile seçimden önce Erzurum’a geldi ve Deniz Baykal’ın düşünmeye dahi cesaret edemediği açık hava mitingi yaptı.
Manzarayı tasvir edecek olursak:
CHP’de, tek parti özlemi içinde yanıp tutuşan ve sadece seçkinlerin partisi olmakla yetinen statükocu grupla, CHP’yi kitle partisi kılmak isteyenler arasında kıyasıya bir yarış var.
Belki yanılıyorumdur ama inancım şu ki, bu yarışın galibi Kemal Kılıçdaroğlu olacak.
Çünkü O, pek çok defosuna rağmen, Baykal’a oranla daha özgürlükçü, daha demokrat ve daha halkçı…
AK Parti’ye sorsalar CHP’nin başında kimi görmek istersiniz?
Hiç kuşku yok ki yüzde doksan oranında Baykal cevabı çıkardı.
Çünkü Deniz Bey, CHP’nin hep muhalefette kalmasını tercih etti ve iktidara dair bir programı olmadı.
Oysa Kemal Kılıçdaroğlu, (becerir veya beceremez bilemem) ama iktidara talip… Üstelik programı da var, idealleri de…
Düşün ki şu Erzurum gibi, neredeyse son kırk yıldır CHP’ye sırtını dönmüş bir şehirde bile öyle isimler çıksa ki halkın ve Hakk’ın yanında olsunlar ve adam gibi politika üretsinler…
Söyler misiniz Allah aşkınıza, bu şehir buna bigane kalır mı hiç?
Kalmaz…
“Kalır” diyenlerle bahse girerim ki kalmaz, yeter ki bu halk kendi derdiyle hemdert olmuş birilerini görsün karşısında…
İsim verip de kimseyi durduk yerde incitmeyelim ama kimi işaret ettiğimizi siyaset yapanlar bilecektir. Eski seçimlerden birinde bu şehrin çok değerli bir evladı bir partiden vekil adayı olarak Erzurum’a gelmişti. O muhterem, üzerinde deri mont gözlerinde güneş gözlüğü, altında en pahalısından jeep ve yanında mini etekli kızlar olduğu halde Tortum’da ve İspir’de cami önünde oy istemişti!
Duvara tosladığında niçin duvara tosladığını bir türlü anlayamadı, sorunun çözümü olarak şehre küsmeyi yeğlemişti. Ve trajik olanı da, şehrin o zatın küstüğünden hiçbir zaman haberdar olmaması oldu…
Dolayısıyla halk dalkavukluğuna da karşıyız, halkın yok sayılmasına da…
CHP uzun yıllar Erzurum’u ıskaladı…
Üstelik sebep-sonuç ilişkisini de kurmadı.
Erzurum niçin dönüştü?
Ne değişmişti ki şairin dediği gibi, iyi insanlar iyi atlara binip gitmişti?
Erzurum, fikri ve kültürel bir erozyona uğradı.
CHP Erzurum’u, Erzurum CHP’yi terk etti.
Nice kıymetli isim köşesine çekilip sessiz kalmayı yeğledi.
CHP, işte o isimleri bulup çıkarmadığı gibi, çıkarma yolunda da güçlü ataklar yapmadı.
Muhtemelen eksiğimdir ama söylemek zorundayım, ben CHP il başkanın kim olduğunu bilmiyorum!
(Bendeniz bu şehirde günlük yazı yazan, medyada söyleşi yapan ve de bir gazetenin başında olan bir kimseyim)
Ve dün kurultayın yapıldığı salona dikkatlice baktım, acaba CHP Erzurum teşkilatı bir farkındalık yaratacak mı diye…
Göremedim; siz gördüyseniz bana da söyleyin.
Kemal Kılıçdaroğlu madem ki bu kurultaydan müthiş şekilde güçlenerek çıktı, şu halde bir soru sormak zorunda kendi kendine:
-CHP Erzurum’da niye yok?
Şayet Kemal Bey bu soruyu kendine dert edinirse, CHP de otuz yıllık iktidar özlemini gidermiş olur.
Aksi halde biz CHP’yi ya Anıtkabir’de, ya da karlı kayın ormanları şarkısının çalındığı nostaljik kurultay salonlarında göreceğiz hep…
Yani CHP sokağa inmemiş olacak…
İzmir’de, Aydın’da CHP vekili çıkarmak marifet değil, CHP, Erzurum’da seçimin iddialı partisi olduğu an iktidara geliyor demektir.
Kemal Kılıçdaroğlu bunun kararını verecek…
Yani Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya çalışacak.
12 Eylül’den önce Erzurum, Ülkücülerin “merkez üssü” konumundaydı.
Neredeyse her beş kişiden dördü MHP’liydi. (Ya da en azından öyle bir görüntü veriliyordu) sonradan fark ettik ki asıl marifet, tam da o dönemde bu şehirde solcu olabilmekmiş.
CHP artık bir karar vermeli:
Erzurum’dan vekil çıkarmak istiyor mu, istemiyor mu?
Çünkü iktidar olmasının yolu, tıpkı Mustafa Kemal’in Cumhuriyete giden yolun Erzurum’dan geçtiğini görmüş olması gibi…
Bendeniz CHP’yi önemsiyorum, ama CHP’nin kendisini önemsemesi gerektiğini artık görüyorum…
CHP ne istiyor bize bunu söylesin…