PALANDÖKEN
17 Ağustos 2018 Cuma
Anasayfa > Yazarlar > Mücahit HİMOĞLU > Kış aylarında Erzurum'da gece oturmaları
Mücahit HİMOĞLU

Kış aylarında Erzurum'da gece oturmaları

30.01.2017 10:00 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Mücahit HİMOĞLU
Varsın kar yılın beş altı ay kalkmasın, bu toprak insanın yüreği sıcaktır" diyen Dr Osman Arı'yı anarak, sıcak insanların zevkli geçen kış gecelerinden bahs edelim.

             Evet, Erzurum iklim itibari ile ne kadar soğuk olursa olsun, yüreği o kadar sıcak ve samimidir. Bu gündüzde böyledir, gecede böyledir. Geceleri dayanışmanın sıcaklığı ile çok sıcak ve canlı geçer. Her akşam bir evde toplanır komşular. Ya tel helvası çekerler, ya kavurgayı kavururlar (buğdayın kavrulmuşu), ya da kavut yaparlar (buğdayın çekilmiş un halinin pekmezle yoğrulması) üzerine bir de küçük kavurmalı cevizli, kişmişli, keteli, yassılık getiriler. Sokak aralarında satılan godi beşleri (mısır patlağı), godi beşler de  bu yiyeceklerin garnitürü olur. Hem yerler, hem sohbet ederler, hem de geleneksel oyunlar oynarlar veya hekat anlatır dinlerler.

             Bu arada şunu belirtelim; Godi Beşe (patlatılmış mısıra denirdi) satanların başlarında tiftikten yapılı, tiftik papağı, ellerinde beş parmağı birden giren tiftik eldiven, sırtında kalın sakoları (kalın palto) olan adamlar, doldurdukları büyük beyaz çuval içerisinde satarlardı. Satılan godi beşlerin ölçümü de, Got denilen uzun kulplu saç kabın tam dolumu ile yaparlardı. Satıcılar şöyle bağırırdı.

           "Godide beşe,  beşe,  pilav geldi!" Söylemine evlerden çocuklar; babalarından, annelerinden, dedelerinden aldıkları para ile çıkar, yanlarında getirdikleri tencere tipi kaplarına godi beşelerini alırlardı. Sıcak taş kömürü sobaların üzerinde demlenmiş, şafak gibi gülen çaylar içilip, fincan oyunu oynanır, uzun uzun sohbet ve hekatların (hikayelerin) anlatılmasına başlanırdı.

            Her sokakta kendi çapında muhakkak bir hekat anlatan olurdu. Hekat anlatanlar; anlatım üslupları ile bilgisini rahat satan kâmil ve oturaklı kişiler olurdu.

Çocuklar bu hekatçıların anlatacağı hekatları sabırsızlıkla bekler ve  anlatılmaya başlandığı andan itibaren pür dikkat dinlerlerdi.

            Hele çocuklara göre anlatılan hekatlar, çocuklar için bulunmaz bir şey olurdu.Tadına doyulmazdı. Hekatları, yalnız çocuklar değil, bazen büyükler de çaktırmadan can kulağıyla dinlerlerdi. Ya da çocukların sessiz kalmaları için, işin ciddiyetini hissettirmeleri için, pür dikkat dinler gibi görünüp kafalarındaki düşünceleri çözmeye çalışırlardı.

            Hekatçıyı ev sahibi odanın en eyi yeri olan makatın başına (mükemmel rahat yer) oturtturur, makat yastıklarının dışında, iyice rahat etmesi için, arkası yün yastıklar, köşe kirnetleri ile beslenirdi. Hekatçı da yayılarak bağdaş kurup otururdu.

            Çocuklar hekat dinlemekte çok sabırsız olurlardı. Çünkü bebekliğinden itibaren, beşikte annelerin ninnilerini ve hikâyelerini dinleyerek büyüdükleri için, hikâyeleri sabırsızlıkla beklerlerdi.

Hekatçıya...

            Eee emi di haydi di başla anlat derlerdi.

Emi de anlatım uşak, anlatım da durun bir ufak cigara altlığımı yiyim, aklım başıma gelsin  ondan sonra size anlatmaya başlıyım diyerek ufak bir karnını doyururdu.

- Şimdi temam mı emi,

- hekatçıda tamam, tamam da, ama! dediğinde,

- çocuklar; Emi şimdi ne oldu, ne olursan hekatı anlat, bir de arkası yarın diyip yarım bırakma tam bitene kadar anlat olur mu? Emi dediklerinde,

- Hekatçı Emi de tamam der, şartını açıklardı.

Çünkü bazı hekatlar uzun sürdüğü, ev halkından veya komşulardan oturduğu yerde uyuyanları veya kendi aralarında ikili konuşma yapanlar oldumu hekatçı, hekatı hemen yarıda keser, e.. uşak benim de uykum geldi arkası yarın der kalkardı
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.