MNG
20 Eylül 2017 Çarşamba
Anasayfa > Yazarlar > Mücahit HİMOĞLU > Erzurum'da Ramazan (şeker bayramı)
Mücahit HİMOĞLU

Erzurum'da Ramazan (şeker bayramı)

04.07.2016 16:11:37 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Mücahit HİMOĞLU
Erkekler, Arafa akşamından sabah bayram namaz vaktine kadar açık olan berberlerde traş olurlar, hamama giderler, bayram namazını kılmak için, sabah namazı öncesi, illere göre belirtilen bayram namazı saatine göre" Bayram namazlarını, semt camilerinde" kılarlar. Hemen akabinde bayramlaşmaya, bayram namazını kıldıkları caminin imamı ile cemaat tek, tek bayramlaşır, sonra cemaat cami çıkışı, caminin önünde kısa süre kendi aralarında bayramlaşır ve hemen aile mezarlıklarını ziyaret etmeye başlarlar. Mezarlık ziyaretinin akabinde herkes kendi evine geçer, hane halkı büyükten küçüğe doğru kendi aralarında bayramlaşır, büyükler aldıkları bayram hediyelerini, aile içerisinde; çoluk, çocuk ve torunlarına hediye ederler. Sonra toplu olarak, ikametlerini devam ettiren hane halkı ile,  gurbette olan hane halkı bireyleri, bayramlarını büyükleri ile beraber geçirmek üzere memleketlerine gelen bekar veya evli olanların çocukları, birinci derece akrabalarının arasına yalnız ve yaşlı ve mahalle de sahipsiz olanlarla beraber bayram yemekleri yenirdi.

Bayramında evde şerefeden itibaren hazırlanan, bayram yemeğinin menüsü bilindiği gibi; etli yaprak dolması, pilav, yanında hoşafı, su böreği, kuru fasulyesi ve tatlısı olurdu.

Mahallede veya akrabalar arasında yatalak hastalar varsa onların evlerine,  bayram yemeklerinden götürülür onlara kendi elleriyle ikram ederlerdi.

Bunlara ek olarak bayram yemeğine, esnaf olan ustanın evinde, ustasının ailesi beraber yanında çalıştırdığı kalfa ve çıraklar da bayram yemeğine alınırdı. (Eskiden yere serilen sofra bezi üzerine kurulan ekmek tahtaların da veya geniş bakır siniler üzerinde yemekler yenirdi) yemekten sonra, usta; kalfa ve  çıraklarının bayram hediye ve harçlığını verirdi.

Yemekten sonra, gurbetten gelen veya büyük babanın evinde beraber olanlarla veya aynı şehirde ayrı muhitte olan, evli erkek çocukları ile hanımları beraber, ilk önce kayınbabaları ve kayınvalideleri ile bayramlaşmalarını yaparlar. Bayramlaşmalarını yapanlar, büyüklerinden aldıkları müsaade ile ayrılarak; amca, dayı, hısım akraba, eş dost  bayramlaşma ziyaretine başlarlardı.

Akabinde sokak ta ve mahallede  yaşça büyük olanlarla ile bayramlaşmalar yapılırdı. Bu bayramlaşmalar mübadeleli olarak; akraba eş dost tanıdık ve bildik insanların birilerine hanelerinde yaptıkları ziyaretlerini, tatlı sohbetler içerisinde geçirirler. Bayram .ziyaretlerine en çok sevinenler ise çocuklar olur.

Çocuklara;  Bayramlarda elini öptüğü büyüklerinin, onlara sağ olasın yavrum; "devletli olasın" ifadesini hiçbir zaman eksik etmeden kullanmaları çocukların çok hoşuna gider. Çocuklara yapılan bu övgü, onları  okumaya büyük adam olmaya teşvik eder. Yani devlette en büyük makamlara gelesin ve onu temsil edesin ifadesi çocuklar arasında okuma yarışlarının ifadesi ile vücut bulur. Hatta diğer 23 Nisan veya Mahali bayramlarda, büyüklerin o devletli olasın ifadelerini, çocuklar  kendilerine biçtikleri makamın kıyafetleri ile törende geçmek istemeleri bu tür motivasyonlardan kaynaklanır.

Çocuklar bayramlaşmaya giderken hazırlanırlar. Erkekse saçlarını tarar üzerine limon suyunu sürerek dondurur, (şimdi jöle), kız ise saçını örer, kurdelelerini takar ve babalarının önceden aldığı bayramlıklarını, ayakkabılarını giyer öyle büyükleri ile bayramlaşmaya giderler. Bayramlaşmaya gelen çocuklara büyükleri; harçlıklar, hediye olarak mendiller ve bunların yanında çift, çift çikolata verirler ve onlara güzel şıklıklarından dolayı "aman efendim ne güzel yakışmış, hele  amcası veya dayısı bir bak kocaman adam olmuş, diyerek yanaklarından öpmeyi ve kucaklarına basmayı da ihmal etmezlerdi."

        BAYRAMLARDA DEVE OYNATIRLARDI

Bayramlarda davul zurna eşliğinde evlerin önlerinde ve sokak başlarında "Deve" oynatırlardı. Üzeri yere kadar kilimlerle örtülü sandukanın baş kısmından, kesik kurutulmuş dana veya kurutulmuş deve kafası, müzik eşliğinde sandukanın içinden çıkarılarak sağa sola çevirerek oynarlar. Tabi o zamanlar medya bu kadar gelişmediği ve deveyi çocuklar hiç görmediği için, bu görüntüye inanırlardı.

Ne zamanki. Deveci başı komut verip, deveye yıkıl dedimi, çocuklar kafadan dolayı sahi deve zannettikleri deve yıkılınca sandukanın içinde bulunan insanların ayaklarını gördüklerinde yalancı devenin foyası ortaya çıktı derlerdi.  Deve oyununu oynayanlar; seçilen mahallenin zenginin kapısında devamlı olarak yıkılırlardı. Yıkılan deve o evden gelecek harçlık müddetince oradan kalkmazdı. Para geldi mi deveci deveyi oynayarak oradan ayrılır, bir başka yerlere giderek deve oyununa devam ederlerdi.

Not: Asıl develer, eskiden ipek- baharat yolunun en işlek yolu Erzurum üzeri olduğu için kervan yola çıkmadan develerini Erzurum Gülahmet çarşısında bulunan develer çeşmesinden suvarır (su içmeleri) öyle yollarına gidermişler.
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.