23 Kasım 2017 Perşembe
Anasayfa > Yazarlar > Talip AKBAŞ > Dünyanın en kabiliyetli seyyahı: Kötülük
Talip AKBAŞ

Dünyanın en kabiliyetli seyyahı: Kötülük

24.02.2016 10:30:21 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Talip AKBAŞ

İnsan Allah'ın eseridir. Tüm insanlar yaratılışta eş dinde ise kardeştir. Var oluş nedenlerinden biri de yeryüzünü imar, ihya ve inşa etmektir. Sahip olduğu, akıl, irade, vicdan gibi değerler sayesinde diğer yaratılmışların çoğundan üstün bir özellik taşır. İyilik üzere yaratılan insan, yeryüzüne iyiliğin egemen olması için çaba göstermesi varlık nedenleri arasındadır.


Kötülüğe karşı esaslı bir duruş sergileyip insan onurunu zedeleyecek şeylerden kaçınması gene görevleri arasındadır. İyilik yapma, iyilikte yardımlaşma ve iyilikte yarışma insani düsturlardır. Kötülükten sakınıp kötülerden olmamak için Müslüman olmak gerekmez insan olmak yeterlidir. Dünyamızı kötülüklerle kirletmeyip iyiliği çoğaltmamız bizim imtihanımızdır. İyiliğin ve kötülüğün daha ziyade insan üzerinde ve insanlar arasında tebarüz ettiği düşünülürse imtihanımızın bir parçasını da bizim birbirimize emanet edilmişliğimiz oluşturur.


Ne var ki insan bu yolda birçok zafiyetler göstermiştir. Bilim, teknoloji, iletişim, ulaşım gibi alanlarda hiç olmadığı kadar başarılara imza atan insan, iyiliklerin dünyaya yerleşmesi, kötülüklerin toplum bünyesinden uzaklaştırılması için gereken çabayı gösteremedi. Gücünü, imkânlarını iyilikten yana kötülüğe karşı kullanmayı beceremedi. İnsanlığın menfaat ve maslahatına yönelik şeylere omuz verme konusunda iyi bir imtihan veremedi. Kötülük dünyanın en kabiliyetli seyyahı durumunda nereye gitseniz onunla karşılaşabilirsiniz.


Durum bu. Durum buda. Kuranın, İnsanlık için çıkarılmış en iyi toplum vasfıyla vasıflandırdığı Müslümanlar da durum ne? Onlarda mümin dayanışması içine giremediler. Bir toplumda iyiliği emreden kötülüğe karşı adam akıllı bir duruş ortaya koyanlar olmazsa o toplumda kötülüklerin birer kural haline gelebileceğini sezemediler. Her kötülüğün bir iyiliği buharlaştırdığını göremediler. İyiliklerin kötülükleri silip attığını fark edemediler. İyiliğin yapmanın bizatihi ödül olduğunu takdir edemediler. Sonuçta kötülüğe karşı tüm reflekslerini kaybetmiş bir toplum manzarasıyla karşı karşıya kaldı dünya. Öyle ki göçmenler, evsizler, botlarda boğulanlar, şehitler, ölen çocuklar daha nice yürek burkan olaylar akşamları dizi keyfinde izlenir hale geldi. Bu duyarsızlık insan onurunun maruz kalacağı en aşağılık bir durumdur. Müslüman onurunun ise intiharıdır.


Pek tabi ki; her toplumda iyilik ve iyiler olduğu gibi kötülük ve kötü insanlarda olabilir. Topyekûn insanlık ailesinin her konuda iyilik üzere olması, kötülüklerden tamamen uzak kalması beklenemez. Ancak iyilerin pasif, kötülerin aktif olduğu bir toplumda kötülüğün karartıcı etkisi dünyayı ve hayatı hepimiz için yaşanmaz kılar. Öyleyse sadece iyi insan olmak yetmez aktif iyi olmak gerekir. Yatan iyi olmak yetmez "ey örtüsüne bürünen peygamber kalk ve uyar"[1] ayeti pasif iyiden aktif iyi olmaya bir çağrıdır. Böylelikle kötülüğe karşı bir duruş ortaya konulabilir. İslam dini, iyi olmanın, iyiliği emretmenin, kötülüğe karşı koymanın ahlakı ve hukuku hakkında oldukça açıklayıcı bilgi vermektedir. İyilik ve takvada yardımlaşmayı günahta ve kötülükte yardımlaşmamayı bir prensip olarak belirtir Kuran.


Allah'ın seçkin kulları olan peygamberler de bu vazife ile gönderilmiştir. Kuranı kerim rahmet peygamberi Hz. Muhammedi (s.a.s) tavsif ederken; "O Peygamber ki kendilerine meşru şeyleri emreder, kötülükleri yasaklar"[2] buyurarak onun en önemli vasıflarından birinin de insanları iyiliğe çağırması ve kötülüğü önlemeğe çalışması olarak zikredilmiştir. Aynı şekilde Müminlerin hayırlı bir topluluk olduğunu, hayırlı olma vasfı ise İyiliği yayma, kötülüğe karşı durma şartına bağlanmıştır."[3]   


Kötülük karşısında nasıl bir duruş sergileyeceğimizi rahmet peygamberi,   "Sizden kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin.  Eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir."[4]


Bu önemli sorumluluğun ihmalinin vebali Peygamber (as)'in lisanında; azap gerektiren bir durum ve yapılan duaların kabul olmaması şeklinde yer alır.[5]


Bu görevi hakkıyla yerine getirenler ise yüce Allah'ın övgüsüne mazhar olmuşlardır.[6]

 

Şunu unutmayalım ki; İslam dini dünyaya iyilikleri yerleştirmek, kötülükleri toplum bünyesinden çıkarmayı temel gaye olarak görmektedir. İnsanlığın faydasına olan iyiliklere destek vermek, iyilikte öncü olmak Müslüman olmamızın bir gereğidir. Fert bazında toplum bazında ortaya çıkan kötülüklere karşı çıkmamız mümin olmamızın gereğidir. Gücümüz ve imkânlarımız nispetinde insanlığa zarar veren her bir kötülüğe, karşı durmamız insani sorumluluğumuzdur.


[1] Müddessir, 74, 1,2.

[2] A'raf, 7/157.

[3] Âl-i İmran, 3/110.

[4] Müslim, Îmân 78.

[5] Tirmizî, Fiten, 9.

[6] Tevbe, 9/71.

Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.