21 Ağustos 2017 Pazartesi
Anasayfa > Roportajlar > Doğa intikam alır
Doğa intikam alır

Doğa intikam alır

29.10.2014 15:14:08 12 14 16 18 yazdır
Toplumsal tepkinin yok hükmünde olduğu bir ilde az sayıda çıkan aykırı seslerden biri Işıl Bedirhanoğlu.
Erzurumajans-Toplumsal tepkinin yok hükmünde olduğu bir ilde az sayıda çıkan aykırı seslerden biri Işıl Bedirhanoğlu. Onunla yolumuz hep ağaç katliamının yaşandığı mekânlarda kesişti. Uzun yıllardır Erzurum'da yeşil mücadelesi veren TEMA Vakfı Erzurum Temsilcisi Işıl Bedirhanoğlu ile kentin doğayla ilişkisini, çevresel etki ve tepkileri konuştuk.

Çok merak ettiğim için, önce TEMA Vakfına nasıl üye oldun?  Onu öğrenmek isterim.

Belki size de ilginç gelecek ama ben zorla üye oldum bu vakfa. Üniversite birinci sınıftayken bir arkadaşımın zorlaması karşısında zorunlu olarak üye olmayı kabul ettim. Tabi buradan şu anlaşılmasın, ağaçları sevmediğimden değil. Ben tüm enerjimi derslerime vermek istediğim için farklı meşguliyetler istemiyordum. Benim bu vakıf öncesinde de çevreye, doğaya son derece duyarlı bir yapım vardı. Çünkü annem bizi büyütürken o bilinci beynimize yerleştirmişti. Sabah kahvaltıya oturmadan elime bir tabak yiyecek verip, 'hadi kuşların, kedilerin hakkını ver' derdi. Bilirdim ki bizden başka canlılar da var. TEMA'ya üye olduktan sonra bir gün vakfın bürosuna gittim. Birkaç kişi bir katalitik sobanın başında ısınmaya çalışıyordu. Onların tam arkasında paltolu, atkılı bir kişi soğuğa aldırmadan bir şeyler anlatıyordu. O fotoğraf beni çok etkiledi. O günden sonra köy, kent, sokak demeden gezip insanlara doğanın mucizeleri anlatmaya çalıştım. Bugün beni zorla üye eden o arkadaşımı minnet ve şükranla anıyorum.

İşe nereden başlıyorsun, insanlara ne anlatıyorsun. Doğa anlatılarak sevilecek bir şey olmasa gerek.

Tam olarak öyle değil. Her insan ağacı ve yeşili bin bir güzellikle dolu doğayı sever. Benim ve diğer arkadaşlarımın yaptığı bu konu üzerine farkındalık oluşturmak. Var olanı koruma bilincini yerleştirmek. Eğer insan odak merkezine insanı koymuşsa ona şunu anlatıyoruz;  Eğer insanoğlu senin için önemli ise insanın yaşaması için bu canlılara ihtiyacı var. Şunu da belirtmek isterim ki doğada hiçbir şey insanoğlu için yaratılmamıştır. Bu fikri asla benimsemiyorum. Hani dinen de böyle kabul edilir ya. Bu fikri benimseyenlerin unutmaması gereken bir olgu var oda ağaç, çiçek, çimen yani doğada kullanımımıza sunulan her ne varsa hepsi bizim gibi canlı. Yani onlarında bir hakkı var ve konuşamıyorlar. Biz son iki yıldır vakıfta 'Sessizlerin Sesiyiz' diyoruz, onların sesi olmaya çalışıyoruz.

 Ağaçlar insanlara benzer mi?

Tabi, eğer bir karşılaştırma yaparsak benziyor. Onlarda doğuyor, büyüyor ve ölüyorlar. Hiçbir fidan diktikten kısa bir süre sonra ağaç olmuyor. Hele Erzurum gibi bir yerde bir ağaç ergin bir birey olana kadar çok zaman geçiyor. Kaldı ki her ağacın ergin birey olma yaşı çok ayrıdır. Çam 10 yaşından sonra, Kayın ağacı 40 senede ergin birey oluyor. En az 4-5 yıl bakmanız gerekiyor. Su istiyor, güneş istiyor. Ve en önemlisi belirli bir aşamaya gelmeden oksijen verip, karbondioksit almıyor.

Türk insanı olarak ağacın ne olduğunu biliyor muyuz?

Böyle bir genelleme nasıl yaparız, belki şöyle olabilir;  İklim şartlarına göre değişiyor. Yeşil alanda oturan insanlarda daha fazla bir yeşil sevgisi oluyor. Karadeniz mesela, doğa için mücadele edilen bir bölge Karadeniz.

Erzurum'da bir tek fidan diktirmek için çok ciddi uğraşlarımız oldu. Hiç unutmam Erzurum'da geçmiş dönemdeki bir belediye başkanına gitmiştik. 'Halı yıkanacak, hanımların halı yıkama dönemi. Mayıs ayında dikim yapacaksınız ben bu durumda size nasıl su vereyim, hanımların işi aksar' demişti. Öyle bir hayal kırıklığına uğramıştım ki anlatamam. 'Bu nasıl bir bakış açısıydı' demiştim. Son yıllarda ağaç bilinci biraz daha fazla oluşmaya başladı. Bu son derece sevindirici bir gelişme.

Bir sebepten dolayı ağaçlar kesiliyor. Bunun önüne geçmek imkânsız, bu durumda ne yapıyorsunuz?

İşte en kötüsü de bu. Kesilen her ağacın hesabını sorduğunuzda şu cevabı alıyorsunuz, 'Ee ne var yerine bin tane fazla diktim' oysa öyle olmuyor. Diyelim ki çam diktiniz, sizin diktiğiniz çamın birçoğu fire verecek, tutmayacak. Tutanlar içinde 10 yıl bekleyeceksiniz, ağaç kendine gelsin. Bu iş bir çocuğa emek vermek gibi, doğuyor ergenlik çağına geliyor ama siz bu süre zarfında birçok şey yaşıyorsunuz.

Kesilen ağaçlara, dikilmeyen fidanlara karşı çıkarken toplumdan hiç tepki görüyor musunuz?

Tabi, 'canım neyin peşinde koşuyorsun' diyen var. 'Bu nasıl bir şey, niye ön palana çıkmaya çalışıyorsunuz' diyen var. Sonuç itibari ile beni ne kadar seven varsa bir o kadar da sevmeyen insan var. Bu iyi bir şey aslında, benim ikiyüzlü olmadığımı gösteriyor. Biz daha sessiz sedasız mücadele vermeye çalışırız, vakfımızın prensibi bu. Ama bazen sert tepki verebiliyorum, oda patlama noktası oluyor.

Kadın olarak bu mücadeleyi vermek daha mı zor?

Bir kadın olarak tek başınıza ayakta durmanız bu bölgede birçok insanı rahatsız ediyor. Yakutiye Kent Konseyi seçimlerinde tek kadın bendim. Bir hemcinsim 'neden yönetimde hiç kadın yok?' eleştirisini getirmişti. 'Ben ne oluyorum' dedim. 'Siz kadın topluluklarında yer alan biri değilsin' demişti. O zaman ben özeleştiri yaptım. Doğru buldum söylediğini, çünkü ben hiç kadınların biraya geldiği yerlere gitmedim. Kadınların dertlerini bilen biri değilim. Ama benim koşturduğum yol, alan o değil. Bir köyde, bir kahvede oturuyorum ve kendime diyorum ki hiçbir kadın gelip burada oturmaz. Sonunda şuna karar veriyorum. İnsanların bilinçaltında benim kadın olduğum gerçeği var ama benim mücadelemde o yok.

Atlama kulelerinin yapımı sırasında ağaçların kesilmesine en fazla tepkiyi siz göstermiştiniz. Bugün gelinen noktada 'ben demiştim' diyor musunuz?

Ben dâhil hiç kimse sonucun böyle olmasını istemez. O gün sende oradaydın, gözyaşları içinde ben durumu dönemin valisine anlatma çalıştım. O çamlar sırf güzellik olsun diye oraya dikilmedi. Kaldı ki o bölgede o zaman da kayma vardı. Ağaç köklerini kendilerine tek tek gösterdim. Yapmayın dedim, derdimi anlatamadım. Sonrasında durumun vahametini anlatmak için o pistleri yapmadan 'zemin etüdü yapın, zemini güçlendirin' uyarısında bulundum. Bana çok küstah yaklaşımlar oldu. 'Milyon dolarlık bir proje, her halde uzmanlar senin kadar düşünmüştür' denildi. Yıkımdan sonra gördük ki o uzmanlar maalesef gereğini yapmamış. Sonuç hepimizin yüreğini burktu, şimdi kime hesap soralım.

Yeniden aynı yere pistler inşa edilecek, yeni bir uyarınız var mı?

Sevda Hanım ben mühendis değilim ama göz gördü ki orada zemin gevşek, hiç değilse bu defa önce zemin güçlendirilsin sonra pistler inşa edilsin. Evet, bu ciddi bir zaman kaybı ve maliyet ama bunları yapmayınca işte böyle facialar yaşanıyor. Orman çalışanları küçücük bir yeri ağaçlandıracağı zaman teraslama çalışması yapıyor. Nasıl zor bir iş anlatamam, onları yürekten tebrik ediyorum. Bu işte biraz buna benziyor. Ümit ederim ki bu kez böyle hatalar yaşanmaz. Çünkü o kuleler Erzurum'a değer kattı, kısa zamanda eski görünümüne kavuşması gerek.

Çevreciler neden hep kalkınma karşıtı görünür?

Bakın böyle bir algı var. Sizin de dediğiniz gibi sadece görünürler. Biz çevreye dost kalkınmadan yanayız. Çünkü gelişmiş ülkelerde durum budur. Hiç unutmam bir keresinde Fransız Büyükelçisi'ne demiştim ki; siz Türkiye'nin kokorecine bile karşı çıktınız, neden HES'lere karşı sesiniz çıkmadı? Siz 'Fransa'nın 50 yıl gerisinden geliyorsunuz, bu yaşadıklarınız normal' dedi. Böyle bir aşağılanmayı yaşamak istemiyoruz. Oysa insanlar okusa görecekler ki doğaya dost kalkınma yapılabilir. Biz nehir tipi enerjiye karşı değiliz. Ancak bunu yaparken de suyun yönü değiştirilmemelidir. İnsanın damarları gibi düşünün bu işi. Kuran-ı kerim de de var. Dağlar dünyanın çivisi olarak geçiyor. Bu açıdan bakıyoruz olaya, her şeye karşı değiliz.

 Bir derede tek yapılan HES'lere  karşı değiliz. Fakat bir dere üzerine üç tane ayrı HES yapılıyorsa buna karşı çıkıyoruz. Tortum Ödük Vadisi de bunlardan biri. Neyse ki Danıştay bu konuda şahane bir karar verdi ve 'bir derede bir santral yapılabilir' dedi. Bir önemli konuda suyumuza sahip çıkmaktır. Dünya da bazı senaryolar konuşuluyor, gerçek olur mu bilmiyorum ama bu işin tedbirini alıp kullanılabilen suya sahip çıkmalıyız.

Canlı bir organizma olduğunu bildiğimiz halde belki de en acımasızca tüketimiz tek olgudur doğa. Oysa onunda doğma, yaşama hakkı vardır bu dünyada ve asla unutulmamalıdır. Siz ona nasıl davranırsanız oda size öyle cevap verir. Ne ekersen onu biçersin, doğa kendinden alınanı illaki bir gün geri alır.

Bir tek ağacın bile hakkını savunan Işıl Bedirhanoğlu ve TEMA Vakfı gönüllüleri iyi ki varlar ve iyi ki sessizlerin dili oluyorlar. Oysa bu dünyanın tüm şifreleri doğada ve Kuranı kerimde değil mi? En sahih hadis ne diyor, "Kıyamet kopmaya başladığında birinizin elinde bir ağaç fidanı bulunsa, kıyamet kopmadan onu dikmeye gücü yeterse hemen diksin."

Daha yeşil bir kente yaşamak dileğiyle?

 Röpörtaj: Sevda GÜNEŞ /Pusula Gazetesi

Kategorinin Diğer Haberleri
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.