REKLAM
23 Haziran 2018 Cumartesi
Anasayfa > Yazarlar > Talip AKBAŞ > Din Dünyadan Kopmaz!
Talip AKBAŞ

Din Dünyadan Kopmaz!

22.12.2017 20:30 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Talip AKBAŞ
Din de insan içindir, dünya da. Dini dünyadan, dünyayı dinden ayırmak, konu dahi edilemez. Eti tırnaktan ayırmak ne ise dünyayı dinden ayırmak da odur. Barış Manço'nun bir şarkısı vardı.

Hatırlayabildiğim kadarıyla şarkı şöyle devam ediyordu: "Ben nasıl unuturum seni, can bedenden çıkmayınca". Can ve beden... Bu ikisini birbirinden ayrı düşünebilir miyiz? İkisinin birbiriyle olan ilişkisi, ikisi için de hayatidir. Anlamlı bir bütün oluşturmalarını, birbirlerine borçludurlar. Din ile dünyanın ilişkisi de farklı değildir. Yani canı bedenden ayırmak ne ise dini dünyadan ayırmak da odur.

Dünya olmadan din, yaşayamaz, hayat bulamaz. Zira yaşam alanı burasıdır, dünyadır. Onu dünyasından koparırsanız ölü din haline gelir. Dünyadan soyutlanan, hayata dokunmayan bir din, din olmaktan çıkar. Öyle ise şunu söylememizi engelleyen bir şey olmasa gerektir: Din, dünyevileştiği oranda aslına uygun, maksadına yaraşır hal alır. Din olmadan ise dünya, pusulasını kaybetmiş gemi gibidir.

Dünya ve içindekiler, insan için var edilmiştir. Dinin gönderilmesinin maksadı da aynıdır, yani o da insan içindir. Dinin ve dünyanın vücut bulduğu ortak varlık, insandır.  İnsanı aradan çekerseniz geriye ne kalır. Bu durumda din de dünya da anlamını kaybeder. Dünya insan için tasarlanmış, düzenlenmiş, bütünüyle insanın emrine musahhar kılınmıştır.  Din ise insana bu dünya yürüyüşünde rehberlik eder, onu en sağlam yola iletir, en güzel sonuca ulaştırır.  Dinin indiriliş gayesi budur.


Dinin amacı ile dünyanın amacı aynıdır. İkisi de insana hizmet eder. Bunlar rakip değil, refiktir. Dini, dünya ile amansız bir rekabete sokup yarıştırmak her ikisini de aşındırır ve yorar. Dahası onları yırtar ve parçacıklara ayırır. Çaputlaştırır desek yeridir. Necip Fazıl vicdanıyla haykırdığı gibi: "Yamadık dünyamızı, yırtarak dinimizden, din de gitti dünya da gitti elimizden". Bunun tersi de mümkün: Yamadık dinimizi, yırtarak dünyamızdan, dünya da gitti din de gitti elimizden. Dini, dünyaya; dünyayı, dine kurban etme hikmetsizliğine ve anlamsızlığına düşülmemelidir.

Dini, dünyadan soyutlamak, dünyayı dinden soyutlamaktan daha mantıksız değildir. Dinileşemeyen dünya başıboşluktan, keşmekeşlikten, fitneden, zulümden kendini alıkoyamaz. Dünyevileşemeyen din sanallıktan, fanteziden, ütopyadan kendini kurtaramaz.

Din, dünyevileşebildiği oranda gönderiliş maksadına uygunluk arz eder. Sanıldığı gibi dünyevileşmek, din için kötü bir şey değildir. İnsanın, dünya nimetleri karşısında kendini kaybetmesi anlamında bir dünyevileşmek elbette kabul edilemez ama dinin en gerçekçi tarafının dünyevileşmek olduğunu kabul etmek gerekir.

Dünyevileşemeyen din, ne kendini gösterebilir ne de varlığını hissettirebilir. Kendini gösteremeyen, varlığını hissettiremeyen, dünyaya dokunamayan dinden din olur mu? Gönderilen dinlerin tamamının şehirlere yani hayatın merkezine gönderilmiş olması ve hayatın tüm alanlarına müdahale edecek ana ilkeleri barındırması buna işaret etmez mi. Din dünyevileşebildiği oranda kalıcı olabilecektir. Aksi halde buharlaşıp yok olmaktan kendini kurtaramayacaktır.

Dini dünyevileştiremeseniz, yani dini mabede hapsederseniz dünyayı kim imar edecek? Bu ihaleyi kimlere vermeyi planlıyorsunuz diye sormazlar mı? Oysa ilahi proje kapsamında -ki din bir ilahi projedir- dünyayı imar etmek, insanın en temel sorumluluklarındandır. Dünyayı öncekilerden emanet bilinciyle teslim alıp sonraki nesillere iyileştirmiş olarak devretmek, emanete riayettir. Aksi durum, ihanet olarak değerlendirilecektir. Bu da din ve dünya bütünlüğü muhafaza edilerek üstesinden gelinebilecek bir vazifedir.

Din, mevcut olanı daha iyi bir noktaya taşımak ister. İnsanın var oluş gerekçesi salih amel üretmek ile açıklanmaktadır.  Salih amel, daha çok topluma yönelik, yani dünyayı ıslah etmeğe yönelik eylemleri ifade eder. Salih amelin ödülü, Kur'an'da cennet olarak belirtilir. 

Daha iyi ve daha verimli ve hatta daha kalıcı bir dünya umudu, insanın en doğal ve en haklı beklentisidir. Umudun karartılması, insan için felakettir. Umudun gerçekleşmesi, insanı mutlu eden en güzel haldir. Dünyayı imar etmekle vazifelenen insan, bu vazifesini dinin aydınlatıcı ilkeleri ile yapmasının önünü tıkamaya hakkımız yoktur.

Dünyevileşmeyi yanlış anlayıp elini eteğini dünyadan çekenler, bir karış toprak için küffarın karşısında el açmaktan kurtulamazlar. Dünyanın imarını, takvadan yoksun, adaletten uzak ve merhametten mahrum kalmışlara terk etmenin bedeli çok ağır olacaktır. Hele bu, bir de takvalı olmak adına yapılıyorsa vay halimize "yandı gülüm keten helva." Böylesine hikmetsiz ve bir o kadarda anlamsız anlayışın sonuçlarına maalesef yine takva ehli müminler maruz kalacaktır. Din, müntesiplerini böylesine ağır bir yükün altına sokmak istemez. İslam, müntesiplerine hoş bir hayat vaat eder.  Dünya beden ise din candır. Bu iki değer, insan varsa vardır.
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.