Büyükşehir
28 Mayıs 2018 Pazartesi
Anasayfa > Yazarlar > Talip AKBAŞ > Cemaatleri Ne Yapmalı?
Talip AKBAŞ

Cemaatleri Ne Yapmalı?

11.09.2017 17:55 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Talip AKBAŞ
Belli amaç etrafında bir araya gelen insanların oluşturduğu cemaatler sadece dini alanda değil seküler alanda da varlıklarını sürdürmektedirler. Dini alanda var olan yapılanmaları konu edineceğimizden diğer alanı başka bir yazıya bırakalım. Cemaatler başlıca iki başlık altında ele alınabilir.  Biri Tarikat menşeli yapılardır, diğeri ise tarikat dışı cemaat yapılanmalarıdır. Tarihsel olarak da iki gruba ayırmak mümkündür. Bunlardan ilki Cumhuriyet öncesi dönemdir. Tarikatlar bu döneme dayandırılabilir. İkincisi Cumhuriyet dönemidir. Tarikat dışı yapılanmalar ağırlıklı olarak bu döneme ait yapılardır.

Tarikatların büyük hizmetler ürettiği tarihsel bir gerçektir. Anadolu'nun İslamlaşmasındaki etkileri yok sayılabilir mi? Cumhuriyet dönemi din eğitimi adına ne varsa her şeyin yasaklandığı, ezanın susturulduğu zor günlerde toplum mektebi olarak dinin insanlarla buluşmasını sağladıkları inkar edilebilir mi? Türki cumhuriyetler, Sovyet baskısıyla ne hale geldi görüyoruz. Aynı şey bu toprakların başına da gelebilirdi. Bu bakımdan taikat vari yapıların hizmetlerini görmezden gelemeyiz.

Ne var ki bu yapılar zamanla bir takım zaafiyetler yaşamıştır. Dini tasavvurda sapmalar yaşanmıştır. Bu alanı istismar eden art niyetli kişiler olmuştur. Ali Kalkancı tek örnek olmayacağı gibi son da değildir. Tekke ve zaviyeler kapatılmadan evvel meşiet kurumu bu yapıları denetler ve kontrol altında tutardı. Sapmaları önleyici bir işleve sahipti. Resmi ideoloji bu yapıları kağıt üzerinde kapattı ama fiili olarak varlıklarını sürdürdüler. Çoğu zaman seçim dönemlerinde bu yapıların önünde diz çöken siyasetçiler hep var oldu. Karşılıklı istifadeler birbirini kullanmalar olmadı değil. Kapalı, denetimsiz ve kontrolsüz bir şekilde günümüze kadar geldiler.

Zühd hayatı olarak başlayıp, tasavvuf (felsefenin etkisi) ile devam eden, tarikata dönüşerek bir şeyhin etrafında kurumsallaşan bu yapılar, bugün dördüncü evre olarak holdingleşme evresini yaşar olmuşlardır. Bidat ve hurafe dehlizine düştükleri olsa da. Din tasavvuru, sünnet tasavvuru vs. sorunlu olsa da Kur-an'a Sünnet'e ve geleneğe bağlı olmaları yeniden eski ayarlarına dönmelerinin imkanını sunuyor. Ben bunların vatana millete tehlike oluşturduklarını düşünmüyorum. Bunlar yerlidir, bizimdir. Islah edilerek varlıklarını sürdürmelerinden yanayım. Bunları tehdit unsuru olarak servis eden mercilere bakınca zaten işin rengini anlıyorsunuz.

Asıl tehdit sonradan kurulan nevzuhur, köksüz, türedi ve yerli olmayan  yapılardır. Devletin bile elinin uzanamadığı yerlere bunların kolaylıkla el atmaları normal olamaz. Devletin elçilik bile açamadığı yerleri mesken tutmaları normal olabilir mi? Dünya genelinde yayılmacı politikalarıyla dünyanın her yerinde şube açmaları sizce de şaşırtıcı değil mi?  İslam'ı düşman belleyen egemen devletlerin dünya genelinde önünü açtığı yapılar bu topraklara ait yapılar olabilir mi? Hem doğuda hem batıda mantar gibi büyüyen bu yapılara bir sihirli elin değdiğini görmek için kahin olmaya gerek var mı? Devletin gücünü aşan işleri kolaylıkla bir çırpıda yapan Fetö bizi uyandırmayacaksa hangi hadise uyandırabilir ki? Gelişmekte olan ülkelerde sosyolojik tabana ulaşmış yapılar istihbarat örgütlerinin dikkatinden kaçar mı?

Şimdi yerli yapılara karşı acımasız davranan çevrelere ne demeli? Bitkisel hayat yaşayan Müslümanlara çözüm üretmek şöyle dursun, birtakım hurafe ve zayıf rivayetler üzerinden kendi insanına karşı çirkinleşenleri bir tarafa not etmeliyiz. Çenesine kadar hurafeye gömülmüş olmasına rağmen, ehli sünnetçilik yaparak kardeşine karşı hırçınlaşanlara da tavuk karası bakamayız. Birbirini besleyen bu çevreler, kavgalarını sürekli kısık ateşte tutuyorlarsa burada iyi niyet arayamayız. Kökü dışarda kimi yapılara karşı beslenen hoşgörü ve iyi niyeti de not etmeliyiz bir tarafa.

Kendi takvimini,  kendi ilmihalini, kendi mealini  basan, kendi mescidini, kendi okulunu açan, kendi yurdunu, kendi medyasını kuran yapılar devlet içinde devlet, din içinde din görünümündedirler. Peki bu yapılara karşı ses etmeyen çevrelere iyi niyetle bakabilir miyiz?

Çözüm; devlet bu parçalanmışlığa daha fazla sessiz kalmamalıdır. Dünyanın neresinde görülmüş, böylesine sorumsuz özgürlük. Tefrikanın tekfir boyutuna ulaştığı bu durum, toplumsal bütünlüğü tamamıyla tehdit eder niteliktedir. Toplumsal meşruiyeti tartışmasız bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı vardır. Başkanlığa bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu gibi kıymeti yüksek bir kurumumuz vardır. Kurum oracıkta durmaktadır. Bu kurul işletilerek sorunların çözüm merkezi olabilir. Ne var ki yapısal değişiklik şarttır. Tamamen devletin kontrolünden çıkarmadan, özerk bir yapıya dönüştürülebilir.

Türkiye'de ne kadar dini renk varsa o renklerin tamamının yansıtılacağı bir kurul/meclis/şura oluşturulmalıdır. Toplumun meseleleri bu şurada konuşulup tartışılıp karara bağlanarak topluma arz edilmelidir. Bununla İslam'ın önemli kurumlarından olan şura ve icma hayata geçirilmiş olur. Böylece temel dini meselelerin ekranlarda, kahve ağzıyla ya da horoz döğüşüyle veya sidik yarışıyla tartışılmasının da önüne geçilmiş olur.
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.