26 Temmuz 2017 Çarşamba
Anasayfa > Yazarlar > Mücahit HİMOĞLU > Bir zamanlar Erzurum bayrama girilirken Şerefe, Arefe, (arifelik)
Mücahit HİMOĞLU

Bir zamanlar Erzurum bayrama girilirken Şerefe, Arefe, (arifelik)

03.07.2016 18:06:58 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Mücahit HİMOĞLU
Şerefe: Arife gününün öncesidir. Şerefe günü, Arafe günü çocuklara dağıtılacak
arifelikler için; ceviz, fındık, iğde, kara kuru uzum, kabuklu yer fıstığı, incir gibi
arifelik denilen kuru yemişleri alınır.

Bayram için kolonya, şeker, kahve ve hane halkının tamamına bayramlık giysiler,
bayramda el öpmeye gelen çocuklara verilecek mendillerle, yakın akrabalara
verilecek hediyeler, bayram sabahı yemeklerin on hazırlıkları yapılır. Börek,
baklava, yaprak dolması, etli kuru fasulye, pilav gibi yemeklerin yapılması
teşkil ederdi.

Arife: Arafe, Şerefeden sonraki gündür. Bayramı iple çeken büyüklü, küçüklü
zengin, yoksulun bayramı bekledikleri son gündür. Gelenek göreneklerimize
göre çocuklar, guruplar halinde ağzı büzgülü bez torbalarıyla arifelik
toplamalarının zevkini tadarlardı Sabahın ilk saatlerinde çocuklar arifelik
toplamaya başlardı. Çocuklar kapıları çalar, kapıyı ablalar veya teyzeler acardı.
Onlar işi bildiği için, önceden hazırladıkları arifeliği getirip, avuçlarıyla torbalara
pay ederlerdi. Bazen şakacı ev sahipleri elindeki arifelik kabını saklar ne
var der, çocukları konuşturur, onların yarım yamalak arifelik istemelerine bayılırlardı.
Çocukların hala, teyze arifeliğimizi verir misin dediklerinde, büyükler
onları sevip, okşar, yanaklarından bir kıt (öpücük) alır, sonra arkasında sakladığı
kaptan, avuçlarını doldurarak torbalara arifelik koyarlardı.

Toplu olarak gezemeyip, tek başına arifelik toplamaya çıkan gezen bazı
çocukların torbalarını kimi zaman yaramaz çocuklardan biri alıp kaçtığı olduğunda,
torbaları kaçırılan çocuklar, içini çeke çeke öyle içten ağlarlardı ki, onu
gören herkesin içi parçalanırdı. Ağlayanların kimisinin sümüğü akmış, kiminin
yüzünde gözyaşlarının iz yaptığı bir çocuğa rastlandığında onu gören büyükler,
Gavurboğan mahallesinde bin bir çeşit kuru yemiş satan "Münir emi"ye
koşar, yemiş alırlar ve kiriş unundan yapılı kağıt torbayı doldurur, ağlayan çocuğa
arifelik olarak verirlerdi.

Bu ileride oluşacak sevginin ve dışa karşı korunmanın da başlangıcı olurdu.
Bazen de ev kadınları arafalık torbası kaçırılan çocukları, kendi çocukları gibi
sevip, ona yeni arifelik torbası diker ve içini arifelik doldurarak gönüllerini
alırlardı.

Bazı çocuklar arifelik toplarken, kaybolduklarında aileleri onları aramaya
çıkar; "Embele eliyle küçük göstererek heç erkek veya kız çocuğu gördünüz
mü" diye sorarlardı. Yaptığı tarifle aranan çocuk er veya geç bulunurdu. Mahallelerin
birbiri ile iç içe girmesiyle oluşturulmuş samimi komşulukların gelişmesiyle,
ailelerinin haberi olmadan muhitinden dışına cıkmış, kayıp çocuk
bulunduğunda, komşular yakınlarına sorarak o çocuğun evini bulup, ailesine
teslim ederlerdi .

Arifelik toplayan çocuklar topladığı fındıklarla bilya (misket), bazen eller
arkada tek mi, çift oynarlardı. Bilen, milliği tutandan (avucunda saklama) elindeki
fındık sayısı kadar fındık alır, tutturamayan elindeki sayı kadar fındığını millik
tutana verirdi. Yanı ya yutar (kazanır), yada yuduzurdu (kayıp etme) ama ne
yutanı nede yuduzanı olurdu. Oyun sonunda herkesin fındığı geri verilirdi.
İkindi de ezanın okunmasıyla başlanan mezarlık ziyareti, bayramın son
günü top atılıncaya kadar devam ederdi. Topla beraber büyükler, hane halkını
alarak, ecdat mezarlarını ziyarete giderler, yanlarına aldıkları Kuran veya
Enamla mezarlıkta Yasini Şerifi ve aşır okurlardı.
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.